Şanlıurfa Barosu, Suriye’nin kuzeyinde tırmanan askeri hareketlilik, sivillere yönelik saldırılar ve yurt içindeki protestolara yönelik müdahalelerle ilgili kapsamlı bir basın açıklaması gerçekleştirdi.
Şanlıurfa Barosu önünde gerçekleştirilen açıklamaya Baro Başkanı Av. Abdullah ve çok sayıda avukat katıldı.
Açıklamayı grup adına Başkan Av. Abdullah Öncel okudu.
ÖNCEL: SURİYE’DE HTŞ SALDIRILARI SAVAŞ SUÇUDUR
Öncel, HTŞ’nin yalnızca silahlı bir yapı olmadığını, fiilen Suriye’de geçiş hükümeti ve de facto yönetim iddiasında bulunan siyasal-askeri bir otorite olduğunu söyledi.
Öncel’in açıklaması şu şekilde:
“Suriye’nin kuzeyinde, Rojava ve Suriye Demokratik Güçleri’nin (QSD) kontrolünde bulunan bölgelerde, HTŞ ve HTŞ’ye bağlı silahlı yapılar tarafından sürdürülen saldırılar, uluslararası hukuka göre ağır savaş suçları ve insanlığa karşı suçlar kapsamındadır. Bu saldırılar, Halep’te Kürt nüfusun yoğun olarak yaşadığı Şêx Meqsûd ve Eşrefiyê mahallelerinde başlamış, kısa sürede başta Kürt halkı olmak üzere sivilleri doğrudan hedef alan, planlı, yaygın ve sistematik bir şiddet rejimine dönüşmüş ve şu an şehrimizin yanında, sınırımızda akrabalarımızın, kardeşlerimizin yaşadığı Rojava' ya, Kobane'ye kadar gelmiştir. Bugün gelinen aşamada, HTŞ yalnızca silahlı bir yapı değil; fiilen Suriye’de “geçiş hükümeti” ve de facto yönetim iddiasında bulunan bir siyasal-askeri otorite konumundadır. Bu durum, HTŞ’nin işlediği ve işlenmesine göz yumduğu tüm fiiller bakımından devletlerin taşıdığı sorumluluk rejimini doğrudan gündeme getirmektedir.
“YAŞANANLAR SALT ASKERİ BİR ÇATIŞMA DEĞİLDİR”
“Tüm bu ağır suçlar yaşanırken, 10 Mart mutabakatı ve ilan edilen ateşkes, HTŞ tarafından sistematik biçimde ihlal edilmektedir.” diyen Öncel konuşmasını şu şekilde sürdürdü:
“Suriye Demokratik Güçleri, kamuoyuna açık şekilde, saldırıya uğramadıkları sürece askeri harekata girişmeyeceklerini, siyasi çözüm, müzakere ve diyalog kanallarına açık olduklarını defalarca ilan etmiş, son olarak ise 20/01/2026 Salı yani dün ilan etmiştir. Buna rağmen HTŞ ve bağlantılı silahlı yapılar saldırılarını sürdürmekte olup ateşkesi fiilen ortadan kaldırmayı hedeflemektedir. Bu tablo, HTŞ’nin barıştan değil; sivillere yönelik savaşın sürekliliğinden, istikrarsızlıktan, kaostan ve hukuksuzluktan beslendiğini net biçimde ortaya koymaktadır. Yaşananlar salt askeri bir çatışma değildir. Sahadaki saldırılar ve kullanılan söylem; yüzyıllardır aynı coğrafyada birlikte yaşayan Arap ve Kürt halkları arasında düşmanlık yaratmayı hedefleyen bilinçli ve kirli bir çatışma stratejisine işaret etmektedir. Halkları birbirine kırdırmayı amaçlayan bu politika; Suriye’nin çok halklı ve çok kimlikli toplumsal dokusunu parçalamaya, birlikte yaşam iradesini yok etmeye yöneliktir. Bu saldırılar, halkların ortak geleceğine karşı yürütülen organize bir politik ve askeri sabotajdır.”
“ETKİLİ BİÇİMDE HAREKETE GEÇMEYE ÇAĞIRIYORUZ”
Öncel, diplomatik kınama mesajlarının yetersiz kaldığını belirterek uluslararası kuruluşları göreve davet ederek, açıklamayı şu şekilde tamamladı:
“Suriye sahasında etkisi bulunan devletler ve 10 Mart mutabakatının garantör devletleri, ateşkesin korunması ve sivillerin güvenliği yönündeki yükümlülüklerini yerine getirmemekte; uluslararası hukuktan doğan sorumluluklarını açık biçimde ihlal etmektedir. Buradan; Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ni, BM İnsan Hakları Konseyi’ni, Avrupa Birliği’ni, Avrupa Konseyi’ni, Uluslararası ceza adaleti ve insan hakları mekanizmalarını derhal, gecikmeksizin ve etkili biçimde harekete geçmeye çağırıyoruz. Uluslararası toplum artık bu suçlar karşısında ‘endişe’ açıklamalarıyla, kınama mesajlarıyla ve diplomatik denge söylemleriyle yetinemez. Sivillerin korunması, ateşkesin uygulanması ve faillerin uluslararası ceza hukuku kapsamında hesap vermesi için bağlayıcı, denetimli ve yaptırıma dayalı mekanizmalar derhal işletilmelidir. Açıkça söylüyoruz: Suriye’de sürdürülen bu saldırılar, barışı değil savaşı; çözümü değil kaosu, halkların birlikte yaşamını değil etnik ve siyasal parçalanmayı büyütmektedir. Sivillerin hedef alınmasına, savaş suçlarının normalleştirilmesine ve hukuksuzluğun süreklileştirilmesine karşı sessizlik, doğrudan suça ortaklıktır. Suriye’de kalıcı ve onurlu bir barış; silahlı çetelerin zorbalığıyla değil, halkların iradesiyle, adaletle ve uluslararası hukukun bağlayıcı normlarıyla mümkündür.”

0 Yorum